Sülfür
Duvarı çatlatmış. Arka bahçedeki binanın soluk yeşil duvarına iyice yaslanmıştı. Kar tutan, yağmur biriktiren, ışık sızdıran, damarları kahvelenmiş, dört tarafı kuşatılmış, çatı açıklığından etrafı kollayan. Halsiz ama, belli. Duvardı onu tutan, duvarı da çatlatmış. Pek şansı yok, seveni de yok. Bir ben bir de karşı komşu ona eğilimliyiz.
“Zehirli” dendi bir gün. Çok geçmedi söylentiler duvarın sıhhatini düşünmeye kadar vardı. “Zehirli” ceviz, taşı betonu çatlatan, kuşları yiyen, insan yapımı ne varsa öğütebilecek, gölgesiyle rutubet saçan tahammül edilemeyesi bir şeye dönüştü.
O gün ve gece evde durdum. Gece gürültüden pencereler çatırdadı. Daha sonra patlamaların aralıkları uzadı, kesildi, yine de uzaktan silah sesleri ve uğultu geliyordu. Şiddetlendi. Sabaha karşı duruldu. Alt komşunun oğlu o gece evde durmamış.
Kimi zaman sessizlik uyumayı engelleyebilir ama bu sefer kısık kısık sesler, homurtular. Hortlayasıcalar. Bir çatırtı. Lök diye kalıverdim. Zınn. Yukarı doğru daha da kesişen dallar kımıltısız. “Geç kalacağız. Kahvaltı hazırladım” dedi. Beni oyalamaya çalışıyor. Dün geceden alakasız bir şey soruyor. Cevaplıyorum. Geçiştiriyorum. Odalar arası dolanıyorum. Dışarda her şey tıkırında. Trrr. Bütün vücut ağırlığı tonlarca lime lime kesik kesik. Höh. Öğk. Belediye gelip cevizli bölük bedeni arabaya yüklüyor. Artık en uç nokta penceredir.
Kan
Çırpınma halleri korkusundan sinirinden mesanesinde ne varsa birazdan düşeceği yere salacak kurbanı, cevizin bir zamanlar olduğu yerden hep birlikte pencere ardından izliyoruz. “Ne yemek yiyecek?” sorusunun ardından gelen “Ne zaman kesilecek?” çocuk soruları.
Tanrı’nın isteğiyle İsmail’le yer değiştirmiş koç, bu sefer kurşunun oğlun ayağına isabet etmesiyle az daha İsmail’i kurban alıyordu. Kıl payı hayatta kalması, ölüme karşılık verilen bir “devlet” armağanı, bir kurban, bir değiş tokuş nesnesi, bizim yerimize ölerek bedeli ödeyip borcu kapatması, yaşamı dayanılabilir kılması, hafifletmesi lazımdı ama kan toprağa zamk gibi yapıştı. Toprak kanı tortusuna kadar emdi. Yeterli olmaz. Kan yüzeye çıktı. Kireç serpildi. Kireç, toprağın ölü kısmının can çekişmesini örtmeye yetmedi.
Koca bir kan oluğu açıldı. Bağırsakları ve midesi boşaltıldı. Bumbar için. Kan oluk oluk toprağa işledi. Yağmur birikti, kan aktı. Yağmur dökülen kanı toprağa sabitledi. Torba torba kireç serpildi. Kireç. Un gibi. Kan için. Ölümün ardından gelen beyazlık. Bir ürperti. Odanın içi döş koktu. Bir gün boyunca ne kan kokusu ne bok kokusu eksik olmadı. Sindi. Her yere bulaştı. Beton döküldü. İki gün kurumadı. Yağmur betonu çatlattı.
Beton
Beton sadece bir kere sıçrar. Geri dönüşsüz. Beton gri tonun tamamlanmamış dehşetini barındırır. Her tür arka bahçede açığa çıkan bu tedirgin edici kasılma halsiz bırakır. Bu yaşayan sürekli formül, genişleyen yok etme durumu ve geriye bakmayan unutuluş yalnız bu arka bahçe için işlemez, sıradan yaşamdan fırlayıverince geçmiş geçmemiş, marazlanır. Zehir, kan ve beton döngüsü unutma, hatırlamama, yerinden edilme pratiğini havada asılı bırakır.