T: Geciktin. You late.
L: İşim vardı. I had a work.
T: Nasıl bir iş? What kind of work?
L: (…) Tek bir şiddet üzerinden bütün şiddetleri kavrayabilir misin? Tek bir şiddet eylemi tek bir olayda toplanabilir mi?
T: Ötesinde bir alan var mı?
L: (…) ya da anarşislerin ilk yaptığı bankaları ve arabaları, polis arabalarını ateşe verip onları yakmak olmamış mıdır? Bu bir şiddet eylemi değil mi?
T: Cansız materyallere zarar vermenin şiddet içerdiğini düşünüyorsan çok naif olduğunu düşünüp senin adına üzüleceğim.
L: Öyleyse bir şiddet eylemi nedir?
T: Saldırıya geçmek; yerde sakince duran bir taşı karşıda duran katı bir cisme savurmak, iki katı cismin birbirine çarpmasıyla meydana gelen bir deformasyondur. Mineralli suyu (bazen renk katıyorlar) katı bir cisme çevirerek hafif esnek olan bir canlıya fırlatmak ise suyu ölüme çevirmedir. Kısacası iki katı cismi birbiriyle çarpıştırmak bir şiddet eylemi olamaz. Bunlar en fazla cisimlerin birbirine uyguladığı yüzey çarpışması-gerilim-uğursuz bir kaza olabilir. En fazla ateş oluşur. Paradoks şudur ki bu eylem-şiddet Yasaya uymaz ancak Yasayı var eder.
L : This is too much.
T : How to show too much?
L : I don’t know. A kind of driest modernity comes to my mind.
T : No. It is not but it is easy to know. Happiness is much closer. I do not know what I am so tired and so angry about. It gets dark and worse and so blue. It lingers in between happiness and pain. It lives way out there somewhere. Somewhere in there.
L: Hold on and take a step back. It is time for somebody to talk about it.
T: Yes. The best is yet to come. Not lived happily ever after. Happiness is much closer than that. Happiness is a pretty possible promise. A promise that never ends in itself. Says all lies. Real lies. You eat it all in one bite and finally you will be fat. (bir ısırıkta yediğin, bir ısırıkta şişmanladığın bir yer. Düz bir üçgende ilerleyen..)
L: Will there be something else?
T: Kelimelere biraz yaklaş, aynı yerde değiller, görmüyor musun? Bizim gibi. Demin plajdaydık şimdi ormanda, demin yüzeydeydik şimdi ise …
L: Bu hayat memat meselesi senin için ise bir oyuncak. (Bu ikilemden sıkıldım. Bu ikilemden çıkmak için sonsuz bir öfke ve biçimsiz-sağır bir dil aramaya gerek var mı? Bu doğrudan bakışı kaosa düşenler zaten hapsolmamışlar mı?) Sıkıcı olma ve bir şey anlat. Bir hikaye. Tell me something “too muck”. Sorry, I mean “too much,” sometin in between.
T: Festivale-karnavala çağrı yapan bir Tanrı; kötü talihi neşeli bir fırsatı oyuna çeviren bir liar/player ve boş bir bedenin içini kanla dolduran-kanı boşaltan, dünya karnın içindeki yarıktan sızan bir traitor. Korkunç olan -alyansların takıldığı, ittifakların kurulduğu- bu yarığı acınası zavallı anlamlarla doldurmaya çalışan ölümün yaşama ağlamasından, canavarın bizi öldürmesine vardırtan sonsuz mezarlık.
Who is your mother? How to call mother?
How to call a violence? When you say something (..ölüm dediğinde) etrafı saran rahatlama. Parmak ısırtan.
How to say it?
It’s a childhood refuse. Ayaklarının çamurun içinde uzun süre kalması ya da masanın altında biri (herhangi biri değil, 0) bulana dek saklanmak. (the memories of an absent mother and waitin-g for an ab/sent mother.)
Your pin is your pain. You mean pain?
Nein. It’s an effusive rock and old-fashioned. Language.
Which language is brutal and shameful enough while at the same time being seductive and zanny sassy sausy?
Language is already brutal and seductive.
Ses anlamın önüne geçtiğinde, ton mananın önüne geçmeye başladığında ne olur?
Kulağına çalınan kelimeler cisimlere gömül(ş)(l)müş. Sıçmak sıçmağa gömülmüş. Cisimler anlamla iç içe geçmiş. Sözcük, sözcüklerin, kullandığın sözcükler yaralayıcı cisimler gibi geliyor. Cisimlere hapsolmuş. Vücuduma batıyor. Ç sesi gibi. “çay iç açılırsın”daki Ç sesi. Ç sesi nasıl yaralayıcı olmaz? Hafifler miydi? Keser miydi?
Sürekli çıkardığın çÇç sesi. Bazen Ş bile. Çıkardığın seslerin gürültüsünü suratına gömmek isterdim. Ama zaten gömülü. O iğrenç yüzeyli derinde saklıyorsun. Delikli çorap. Ten rengi ince bir çorap bacaklarının çirkin yüzeyini örtmeye yetmiyor. Seni yaralanmaktan kurtarmayacak. Üşümekten mi demek istedin? Üşüdüğümü mü kastettin?
Beni çıldırtıyorsun. Beni çıldırtan sesin. Ve rengin. Ve gözenekli cildin. Gölge gibi dağılmış benlerin. Beni tiksindiriyor.
Bunu ilk diyen sen değilsin.
Duvar ne kadar sertse Ç sesi de o kadar sert ve yaralayıcı. Aynı ön dişlerindeki aralık gibi. Ç’nin çengeli oraya takılıyor ve seni boğulmaktan kurtarıyor. Benim ise böğrüme takılıyor. Kesiyor. JİL-ET.
Sesi rahatsız edici bir cisim olarak beni milimetrik bölüyor. Sesten ibaret ısırılış. Ses çıkarmıyor. Sesleri bünyesinde topluyor, besliyor ve onları geri yiyor. Hepsini çağırıyor. Ağzında biriktiriyor. Tam olarak konuştuğunda oluyor, bu. Mimikleri seslere sesi ise mimiklerine gömülüyor. Mimikleri bulaşıyor. Hepsini suratıma bazen de saç tellerimin arasına aşağısına ense köküme bırakıyor. Kulağıma değmiyor. Onları parçalıyor. Olayın artıkları var. Isırılmış parçaları var. Bana çarpıyor. İçime giren bir şeyler var b-oğazıma takılan. J, Ç harflerin sessiz saçmalığı kulağıma giren. Kulağımdan içeri harfler sesler sokmaya çalışıyor durmadan beni çağıran sesi. Vücuduma bir şeyler sokmaya çalışıyor. Onu daimi bir ses olarak görüyorum. Durmadan bana çarpan. Beni çağıran. Sözcüklerin sürekli girip çıktığı derime battığı bir şer. O bir ŞER. Ç organlarıma çarpıyor.
Gelip geçse kalıcı hasar bırakmasa. Ç kanca gibi gözüme saplanıyor. Akını kanatıyor.
Tenin bir jiletse? Jiletin öbür tarafına geçersen dünyanın kaç bucak olduğunu anlayacaksın.
Seni böyle görmek beni korkutuyor.
Sen korkmazsın. Çünkü hep korkuyorsun. Bir korkaksın.
Harfler bedenimi mesken edinmiş üstünde tepiniyor. Tepinirken camlar ve vazolar şıngırdıyor. Hiç hareket etmeden üstümde tepiniyor. Ensemdeki oyuntu sendelemesine sebep oluyor. Enseme yerleşmek istiyor. Hiç tereddüt etmiyor. Boyun çukuruma. Kımıldamayı kesti. Ağzını kocaman açarak esniyor. Şüphesiz konuşacak sanıyorsun. Hayır bu bir esneme. Esnemek onu susatır. Kelimeleri ağzında geviş getirerek ağzında çiğniyor. Dışarı kaçan harfler-i bedenimi kesiyor. Küçük parmağımı taşın üzerine yatırmış kuru bir cetvelle yavaşça doğruyor.
Uyluk neresi?
İşte tam orası.
Onun dibine düşüyor.
Yüzüme neden bakıyor? Nesine bakıyor?
Çıtırtı. Kaburgalarındaki eklemlerindeki çıtırtı.
Kök-sökt-ürür. Duydukça kelimeler.
Bir fiske atıyor.
İşin içinden çıkamadığın fiziksel bir şiddet yanan enflasyonuyla karşılaştığında tüm bunların senden akıp geçmesini diler misin? Ilık bir saatte bir kap su içinde yüzüp vücudunu sıvılaştırmak. Bitimsiz bir çarpışmaya hazırlanıyor. Kızışıyor. Bölük pörçük içinden geçtiği bir oluk. Oluk oluk.
Her şeyin şiddet Ş haline gelmesi. Her şey cisim olduğunda her şey birbirine çarpıyor kesip biçiyor yaralıyor. Yüzeylerime Ç harfi giriyor. İçerisi dışarısı yok. Bir yok. GeriDönüşsüz. Yüzüne-yüzeye yakından baktığımda anlamsız parçalar kıl tüy gözenekli yüzeyi kaybolmuş cisimler. Cisimsel. Yaralayıcı bir cisim. İşte bu Ç.
Şiddetin yönünü değiştir? Cisimlerin yönünü değiştir. Sözcükleri akıcılaştır. Ç sesini akıcı kullan. Dili eklemlerinden çıkar. Dalgalanan eklemsiz bir dil. Dilin batıcılığını akıcı hale getir. Akıp giden ses. Bütün harflerin katışık olduğu dili ünsüzler katışığına çevir. Çığlığımsı sesler.
Kulaklarını kapa ya da söylediklerimi müziğe çevir. Sözcükleri yuvarla.
Yeni bir duyma şekli geliştirebilir misin? Violence etmeyecek!
(…) Asakimu sokila gibi.
Violence is an ominous part of the body. Böğür. Sağrı. Where all?
No, it is a part of the body. An omitted part of the body.
L: Meydan okumayı anlamıyorsun.
T: Ş… baştan çıkarıcı olabilir mi? Ondan korunmak için onun gücüne başvurur. Ancak kapalı bir sistemde ….t sapkın bir hale dönüşür. Oyunun kuralı bu …tten doğar. Acımasızdır. Tabular ….etle çatışır. Crunch. Bazen …det tabuları askıya alır. ..dete karşı tabular kurulur. İhlal etme imkansızdır. Çünkü aşılacak herhangi bir eylem yoktur. İhlalin ritüeli olmaz. Deneyim ise otoritedir. Deneyimin dilde hak iddia etmesi, dile lehimlenmesi, kefareti ödenmemiş halde bekler. Yer arar. Dilin içindeki yalana lehimlenmiş violence aşırı gerçek tarafından soğurulur-yutulur. Ancak artık potansiyel olarak yutulduğumuz parçalandığımız süreçler rüyalardaki gibi. Artık yoldan çıkma yok. Artık yeterince sapkınlık yok. Rüyalar hariç. Söylediği hiçbir şey olmayan bir dil ve aşırı anlamlılıktan doğan şiddet ya da anlama yöneltilen şiddet de yok. Söylenecek hiçbir şeyi olmayan bir dilin mırmır mır-lamasından ibaret.
Bir düşünce oyunu: Düşünmeye başlıyor. Düşünmemezlik edemiyor. Uykularını kaçırabilecek bir paradoks. Tıpkı irrasyonel sayı gibi. Bir şey var tam burada bir düşünme lazım ama düşünemiyor. Bilinçli olarak düşünmek imkansız ama düşünmemezlik de edemiyor. Bu düşüncenin çilesi. Düşüncenin çarmıha gerildiği. Düşünce buradan kurtulamıyor. Kaçamıyor. Asla düşünemeyeceği ama hep maruz kaldığı şeye doğrudan bakmayı seçiyor. Bir oyun somut deneyimi durmadan sarsıyor.
L: Çile bu. Haydi başka şeylerden bahsedelim.
T: Sözlerim neden başka yöne bakmana sebep oluyor? Bunun olmaması için çabaladığım halde başın diğer tarafa dönüyor. Mutlaka ve sık sık. Ve hiç bitmeyen öksürüklerin. Her sert konuşmamızın ardından hastalanışın. Neye engel olmaya çalışıyorsun?
Bu tür şeyler her zaman olur.
Zahmete değer bir çaba.
En azından zahmete değmiş olması beklenirdi.
Kötü, çok kötü.
Geç kaldın. Hayır geciktin.
İşte, vakit geldi.
“Her dönüş bir hayaletinkidir, dönüyorsam ölmüşümdür, hamlet'in içerisindeyimdir, dönmek öldüğünü öğrenmektir, kesildiğini, dağıtıldığını, adamlar, adamlar tarafından. yukarıda avcı gracchus'ün ilk paragraflarından birindeki çocuk ya da davanın en sonundaki siluet bir pencereden bakarken, kimse sana doğru intihar etmiyorken, önünde aptal bir soruya dönüşmüş, bütün gün yanına kıvrıldığın, bulunduğu yere hiçbir adımınla varamayacağın bir ceset, bir işkencecinin acısı sarıyor bedenini, kaygı verdiğini sanarken keyif vermişsin, birine verdiğini sanarken de tanrıya.” ç.